Anasayfa › Web Tasarım
Web Tasarım
Web tasarım, müşterinin yanılabileceği yerleri baştan düşünür: ölçüyü müşterinin kendisinin alıp yazdığı sipariş formu, ekrandan ekrana değişen kumaş rengi için sayfada duran uyarı, birkaç adımlı formda kaçıncı adımda olunduğunu gösteren satır ve sayfanın altına dizilmiş ödeme logoları ile güven rozetleri.
Web Tasarım Müşterinin Kendi Aldığı Ölçüyü Yazdığı Bir Sipariş Formunu Yanlışa Yer Bırakmadan Nasıl Kurar?
Başka bir ilde oturan bir müşteri, salon penceresini kendi mezurasıyla ölçer ve Adıyaman merkezdeki bir perdeciden internet üzerinden fon perde ısmarlar. Perde gelir, asılır; etek ucu yerden bir karış yukarıda kalır. Müşteri kornişten değil, pencerenin üst kenarından ölçmüştür; form ona nereden başlayacağını söylememiştir. Web tasarım, ölçüyü müşterinin aldığı bir formu, ölçmeyi öğreten bir sayfa gibi kurar.
Form önce gösterir, sonra sorar. Kutuların yanında yalın bir çizim durur: bir pencere, üstünde korniş, iki ok. Oklardan biri eni gösterir ve nereden nereye çekileceğini söyler; öteki boyu gösterir, kornişten başlar ve perdenin biteceği yerde durur. Yazıyla anlatılan ölçü yanlış anlaşılabilir; “boy” sözü kimine göre pencerenin, kimine göre duvarın boyudur. Çizim bu ikiliği ortadan kaldırır.
Birim tektir ve kutunun içinde yazar: santimetre. Müşteriye birim seçtirilmez. Yazılan sayı olağanın çok dışındaysa form hata vermez, sorar: “Eni yirmi beş santimetre yazdınız; iki yüz elli olabilir mi?” Kırmızı bir uyarı insanı suçlar; soru ise bir satıcının dükkânda yapacağını yapar. Müşteri sayıyı düzeltir ya da “doğru” der; form iki cevabı da kabul eder.
Forma pencerenin bir fotoğrafı da eklenebilir; zorunlu değildir, ama perdeciye çok şey anlatır: kalorifer nerede, korniş tavana mı bağlı, duvara mı? Son ekranda form, yazılanları bir cümleyle yineler: “Eni iki yüz elli, boyu iki yüz altmış santimetre; kornişten yere kadar.” Müşteri kendi sayılarını başka birinin ağzından okuyunca yanlışı çoğu zaman o an fark eder.
Ölçü müşterinindir; bu yüzden yanlış çıkarsa ne olacağı siparişten önce, yalın sözlerle yazılır: ölçüye göre kesilen perde geri alınır mı, düzeltme yapılır mı, bedelini kim öder? Bu satır ödeme düğmesinin hemen üstünde durur, uzun bir sözleşmenin içinde değil. Şehirde oturanlar için bir seçenek daha vardır: “Ölçüyü biz alalım.” Düğme bir randevu formuna gider; ölçü işi ustasına kalır.
Böyle bir formda cümle, çizim ve kod birbirine bağlıdır: cümle değişince çizim, çizim değişince sayıyı sınayan kod da değişir. Bizde bu üç işi tek ekip görür; biri değişince öteki ikisi de birlikte elden geçer. Web tasarım işinde sıramız çiğ köfte leğenindeki sıradır: önce bulgur, sonra isot. Formda önce yanlışa yer bırakmayan iskelet kurulur; renk, süs ve hareket sonra gelir.
Kumaşın Rengi Ekrandan Ekrana Değişiyorsa Sayfa Bunu Müşteriye Nasıl Söyler?
“Ekranda bordo görünüyordu, gelen kiremit rengi.” Adıyaman merkezde döşemelik kumaş satan bir dükkânın sahibi, bu cümleyi bir ay içinde üçüncü kez okur. Kumaş aynı toptandır, fotoğraf aynı fotoğraftır. Değişen, müşterinin elindeki ekrandır: biri parlaklığı sonuna kadar açmış, öteki gece modunda bakmış, üçüncüsü eski bir bilgisayardan sipariş vermiştir. Dükkân üç kez geri dönüş kargosu öder.
İki ekran aynı rengi çoğu zaman aynı göstermez. Ekranın türü, parlaklık ayarı, gözü yormasın diye açılan sıcak ton, hatta odanın ışığı görüneni değiştirir. Kimi telefon renkleri olduğundan canlı gösterecek biçimde ayarlı gelir. Satıcının ekranında doğru görünen bordo, müşterinin ekranında kızıla ya da kahveye kayabilir. Bunu bütünüyle düzeltmenin yolu yoktur; yapılabilecek olan, sayfanın bunu baştan söylemesidir.
Web tasarım bu uyarıya renk seçilen yerin hemen yanında yer açar: “Renkler ekranınıza göre biraz farklı görünebilir.” Sayfanın dibindeki koşullara gömülürse kimse okumaz. Hemen altında bir seçenek daha bulunur: “Kumaştan küçük bir parça isteyin.” Nasıl isteneceği de yazılır: hangi düğmeyle, kaç renk için, ücretli mi, postayla ne zaman gelir. Emin olamayan müşteri vazgeçmez; önce parçayı görür.
Sıra fotoğrafa gelir. Kumaş gün ışığında, pencere kenarında çekilir; sarı ampul altında çekilen bordo başka bir renktir. Kareye beyaz bir kâğıt ya da gri bir karton girer; göz, kumaşın rengini yanındaki beyaza göre okur. Tek fotoğraf yetmez: yakından dokusu, uzaktan duruşu, kıvrılmış hâli. Hiçbiri sonradan parlatılmaz; düzeltilmiş fotoğraf güzel durur, ama gelen kumaşa benzemez.
Rengin adı da açık olmalıdır. “Gün batımı” ya da “rüya” güzel adlardır, ama hiçbir şey söylemez; “koyu bordo” söyler. Adın yanına bir de kod yazılır: topun üstündeki renk numarası. Müşteri ikinci kez sipariş verirken ya da telefonda sorarken adı değil kodu söyler; karışıklık çıkmaz. Aynı kod kargo kutusundaki etikette de durursa müşteri geleni kendisi eşleştirir.
Renk uyarısı küçük bir cümledir; yokluğu ise ilk geri dönen kolide anlaşılır. Sitenize attığımız ilk bakış, bizde kıvam adını taşır. Usta, yoğurduğu çiğ köfteden bir parça alıp sıkar; tarife bakmasına gerek yoktur. Bulgur dişte çıtırdıyor mu, isot karışımın her yanına geçmiş mi, parça elde dağılıyor mu? Sitenize sorduğumuz soru da böyle somuttur: renk seçen müşteri, ekranın yanıltabileceğini sayfadan öğreniyor mu?
Birkaç Adımlı Bir Formda Müşteriye Kaçıncı Adımda Olduğunu Göstermek Neyi Değiştirir?
Gölbaşı’nda bir düğün salonunun sitesinde “Teklif isteyin” düğmesine basan damat adayı, karşısında tek bir soru bulur: düğün günü. Yazar, “ileri”ye basar. Yeni ekran davetli sayısını sorar. Sonraki yemeği, ondan sonraki müziği. Dördüncü ekranda durur: daha kaç soru var, bilmiyor. Siteden çıkar. Form uzun değildi; altı adımdı ve çoğunu geçmişti. Bunu ona söyleyen bir satır yoktu.
Adımlara bölünmüş bir form, yolun uzunluğunu baştan söylemelidir. Formun üstünde ince bir şerit durur: “Dört adım; ikincisindesiniz.” Her adımın adı da yazar: gün, davetli, yemek, iletişim. Ziyaretçi neyin sorulacağını ve işin nerede biteceğini görür. Sonu bilinen bir yol çoğu kişiye olduğundan kısa gelir; sonu görünmeyen bir yol ise iki adım bile olsa insanı tedirgin eder.
Her adım tek bir konuyu sorar. Gün ile davetli sayısı aynı ekranda durabilir; ikisi de düğünü tarif eder. Yemek tercihi ile telefon numarası ise yan yana durmaz. Adımın adı içindekini doğru söylemelidir: “İletişim” yazan adımda bütçe sorulmaz. Zorunlu olmayan sorular belli edilir; “henüz bilmiyorum” seçeneği, müziğe karar vermemiş birinin formu bırakmadan ilerlemesine yardım eder.
Geri dönmek serbesttir. Üçüncü adımda davetli sayısını yanlış yazdığını fark eden kişi, şeritteki “davetli” sözüne dokunur, oraya gider, sayıyı düzeltir ve kaldığı adıma döner. Geçilen adımlar şeritte küçük bir işaretle gösterilir; hangisinin bittiği, hangisinin beklediği görülür. İleri geri gidebilen ziyaretçi yanlış yapmaktan çekinmez; bastığı her “ileri” düğmesini geri alınamayacak bir karar gibi görmez.
Son adım yeni bir şey sormaz; yazılanların hepsini tek ekranda toplar: gün, davetli sayısı, seçilen yemek, telefon. Her satırın yanında küçük bir “değiştir” bağlantısı durur. Ziyaretçi bir bakışta okur ve gönderir. Telefonda form tek sütundur: kutular alt alta, kutunun adı hemen üstünde. Yan yana iki kutu dar ekranda sıkışır; parmak birine basarken ötekine değer.
Kaç adım kaldığını söylemeyen bir forma biz topak deriz: leğende yoğrulmadan kalmış parça. Web tasarım işinde gördüğümüz her topak için üç şey yazılır: leğenin neresinde kaldığı, yani hangi sayfada, hangi düğmenin ardında durduğu; müşterinin dişine nerede geldiği, burada dördüncü ekranda; hangi ayın yoğurma listesinde yoğrulacağı. Üç satır, işin yerini ve sırasını açıkta bırakmaz.
Sayfanın Altına Dizilen Ödeme Logoları ve Güven Rozetleri Gerçekten Güven Verir mi?
Besni’de kuru üzüm paketleyip internetten satan bir işletmenin sitesi dokuz küçük resimle biter: kart işaretleri, yuvarlak mühürler, üstünde “güvenli alışveriş” yazan bir kurdele. Hepsi alt kenara tek sıra hâlinde dizilmiştir. Ziyaretçi parmağını birinin üstüne koyar; hiçbir şey olmaz. Ötekine dokunur; yine olmaz. Dokuz resmin hiçbiri bir yere götürmez. Bunlar belge değil, belge gibi duran süslerdir.
Bir güven rozeti, onu veren kuruluşa götürdüğü sürece anlam taşır. Gerçek bir rozete dokunulduğunda çoğu zaman kuruluşun kendi sayfası açılır; orada sitenin adı, belgenin kime verildiği ve geçerliliğinin ne zaman bittiği yazar. Dokununca açılmayan, açılsa da başka bir sitenin adını gösteren ya da süresi dolmuş bir rozet, okura bir şeyin gizlendiğini düşündürür; hiç konmamış olması daha iyidir.
Kart işaretleri için kural yalındır: yalnızca gerçekten sunulan ödeme yolları gösterilir. Altı kart işareti dizip ödeme adımında ikisini kabul eden site, müşterisini son anda geri çevirir. Taksit yapılıyorsa hangi kartlara yapıldığı, kapıda ödeme varsa hangi koşulla olduğu yazıyla söylenir. İşaretler süs için değil, bilgi için oradadır; sepete gelmeden önce “benim kartım geçer mi” sorusunu cevaplar.
Ödeme düğmesinin yanında güven veren şeyler daha gösterişsizdir. İlki satıcının kim olduğudur: resmî unvanı, açık adresi, sicil ve vergi bilgileri, sabit bir telefon. Bunlar “Hakkımızda” sayfasının derinliklerinde değil, ödeme adımından tek dokunuşla ulaşılan bir yerde durur. İnternetten satış yapanların sitede hangi bilgileri göstermesi gerektiğini belirleyen kurallar bulunur; ayrıntıyı bir hukukçudan ya da mali müşavirinizden öğrenin.
İkincisi geri gönderme koşullarıdır: kaç gün içinde, hangi durumda, kargoyu kim öder, ödenen tutar ne zaman geri döner? Dört soru, dört kısa cümle. Üçüncüsü bir insana ulaşma yoludur: telefon, mesaj, e-posta ve bunlara hangi saatlerde bakıldığı. Para ödemek üzere olan kişi, bir sorun çıkarsa karşısında kimi bulacağını öğrenmek ister. Dokuz resim bunu söylemez; üç satır yazı söyler.
Sayfanızın altındaki resimlerden hangisi bir yere götürüyor, hangisi yalnızca duruyor; birlikte bakalım. Sitenizin adresini yazdığınızda kıvamına bakmak bize düşer: dışarıdan, şifresiz ve ücretsiz. Web tasarım çalışmasına karar verirseniz yapılacaklar her ay yoğurma listesinde önünüze gelir; onayınız olmadan tek satır değişmez. Bir süre sonra kıvama yeniden bakılır; iki bakış arasındaki fark gündelik sözlerle önünüze yazılır.
Müşterim ölçüyü yanlış yazdığını kabul etmiyor, “formunuz açık değildi” diyor; böyle bir anlaşmazlıkta elimde ne bulunmalı?
Siparişle birlikte saklanan kayıt: müşterinin yazdığı sayılar, son ekranda onayladığı özet cümle ve o gün formda gösterilen çizim. Onay e-postasında da aynı özet yer almalıdır. Bunlar varsa ne sipariş edildiği ortadadır. Kimin haklı olduğu ise satış koşullarınıza ve tüketiciyi koruyan kurallara bağlıdır; bu konuda bir hukukçuya danışın.
Kumaştan parça göndermek bana masraf çıkarıyor; bunun için ücret istersem müşteri yadırgar mı?
Açıkça yazıldığı sürece çoğu zaman yadırgamaz. Yaygın bir yol, parça için küçük bir bedel alıp sipariş verilirse bu bedeli toplamdan düşmektir; sayfada böyle yazın. Kaç renge kadar parça gönderdiğinizi ve postayla yaklaşık ne zaman ulaşacağını da ekleyin. Yanlış renk yüzünden geri dönen bir top kumaş, gönderilen birkaç zarftan pahalıya gelir.
Adım şeridini koydurdum; ama telefonda adımların adları sığmıyor, yalnızca noktalar görünüyor. Bu kadarı yeter mi?
Noktalar kaçıncı adımda olunduğunu gösterir, ama neyin sorulacağını söylemez. Dar ekranda şeridin yanına kısa bir yazı ekletin: “Dört adımdan ikincisi: davetli sayısı.” Adların hepsini sığdırmak gerekmez; içinde bulunulan adımın adı ile toplam sayı yeter. Noktaya dokununca o adıma gidilebiliyorsa bunu da koruyun.
Sitemin altındaki kart işaretlerini ve “güvenli alışveriş” resmini siteyi kuran kişi koymuş; hangisinin gerçek olduğunu nasıl anlarım?
Tek tek dokunun. Bir kuruluşun sayfası açılıyor ve orada sitenizin adı ile geçerlilik süresi yazıyorsa rozet gerçektir. Hiçbir yere gitmeyenlerin belgesini siteyi kuran kişiden isteyin; gösteremiyorsa resmi kaldırtın. Kart işaretlerini ödeme hizmetinizle yaptığınız anlaşmayla karşılaştırın: yalnızca gerçekten kabul ettiğiniz kartlar kalsın. Geriye az resim kalabilir; kalanların hepsi doğru olur.